Bodrum Bodrum

“Nasil anlatsam, nereden baslasam?”

Sonunda uzun bir aradan sonra tatil yapacagim(umarim). Istanbul’a olan biletimi coktan almistim da, henüz tatil kismini halledememistik. Bir sürü belirsizlik vardi tatil planinda. Uzun toplantialr sonucu sasirtici bir alternatif olarak Bodrum’da karar kildik. Son 10yilda 8 tatili Bodrum’da gecirmis bir aile olarak, bu kararin ne kadar sasirtici oldugu ortada 🙂 Simdi sadece bir sey kaldi, o da kalacak yer kismi. Muhtemelen o da bugün hallolacaktir.

Bodrum’u seviyorum. Son zamanlarda cok fazla sacma sapan insan Bodrum’da tatil yapiyor diye yazilip cizilse de, Bodrum’un yazin 2 milyon olan nüfusundaki o bana göre sacma olan ama bir sürü insanin taptigi tayfayla görüsme olasiliginiz, hele ki oralarda takilmiyorsaniz, cok düsük. Ben bu 8 yil icinde daha bir tane bile ünlü görmedim. Bundan yakinmiyorum, görmedigim icin bir sey kaybetmis de degilim acikcasi 🙂

Peki, bu kadar ünlüden uzak olmayi nasil basardik yillardir? Basit: Türkbükü ve Yalikavak’tan uzak durarak. Cünkü is artik o hali aldi ki, televizyonda veya magazinde Bodrum demek, Türkbükü demek. O kadar yanlis ki. Türkbükü’ne bir kez bile gitmedim, beni cezbeden bir yani da yok, dürüst olmak gerekirse. Eskiden Gültürkbükü köyünün izbe uzantisi olan bir yerde su anda bir sise kolayi 40 TL’den iciyorsunuz. Bu degisime ben bile bu yasimda sahit oldum. O kadar da hizli gelisiyor olaylar yani. Bence oraya tatile gidilmesi cok mantikli degil. Ne bileyim, neredeyse o kadar paraya gercekten mavi cennet olan yerlerde konaklama yerleri var Bodrum Yarimadasi’nda.

Ben yilalrdir ailemle ve hatta iyi görüstügümüz ailelerle birlikte Ortakent/Yahsi’ye gideriz. Özelliklerini sayayim:

– Tatil köyü yok. Iki tane 4 yildizli otel var, onlar da yurt disi turlariyla kapatilmis durumda. Yurt disi turisti de malum, disarida su icmeyi bile ekstra masraf olarak gördügünden, giren cikmiyor. Izole bir yasam var o iki yerlesimde. Geri kalanlar da pansiyon ila 3 yildiz arasi degisen otel(motel) tipi konaklama yerleri. Görkem yok, gösteris yok. O televizyonda görünen seylerin ekstrem olanlarinin hicbiri yok. Bunalrin yani sira, apart denen evler de kiralik olarak mevcut. Kalabalik tatilciler icin hos alternatifler var yani.

– Ortakent/Yahsi, son yillarda gelismis olsa da(malesef), hala yilisik Bodrum havasindan uzak. Sahil boyu olusturulmus tas yolda bir iki yer disinda bar vs. yoktur. Sakince takilirsiniz, ickinizi icer muhabbet edersiniz. Tam bir aile yeri yani bu acidan. Dinlence arayanlar icin vazgecilmez.

– Buna karsin, cesitli yerlerde “Türkiye’nin Cennet Plajlari” konulu derleme foto-haberlerde genellikle bulunan bir plaja ve denize sahip. Hava 40 derece biel olsa, terlemediginiz bir plaji var. Neden? Cünkü nem cok az ve her daim bir meltem/rüzgar mevcut. Tam su anda birileri yüzünü burusturuyor olabilir. Cünkü rüzgar, deniz icin dalga demektir. Ama korkmaya gerek yok. Cünkü rüzgar tam terste esiyor(hic sekmez). Ben bunca yildir hic dalga görmedim. Bunda yarimadanin güney kisminda olmasi büyük etkenö. Tahminimce Bodrum Yarimadasi’nda kuzey-güney yönlü rüzgarlar egemen. Ayrica Yahsi’nin denizi serincedir. Yani girdiginizde serinlersiniz gercekten. Güney tatil yerleri icin bu pek de mümkün olmayan bir sey gibi, degil mi? 🙂 Rüzgar demisken, Ortakent/Yahsi’de ve hemen yan koyu olan Bitez’de yelken ve rüzgar sörfü oldiugunu da belirtmeden gecmeyelim.

– Su ana kadar anlattiklarim, dinlence tatili icin bire bir olan bir mekani tasvir ediyor. Peki, “Genciz kardesim biz, kopacagiz. O ne öyle, emekli tatili mi yapacagiz?” diyen kesim ne yapiyor? Onlara diyecegim sudur. Eger gündüz partileri gibi bir beklentiniz yoksa, bu acidan da sizi tatmin edecek bir yerdir Yahsi. Gece boyu merkeze dolmus kalkar(sanirim sabaha karsi bir saatlik bir bosluk var. O arada da dönmek isterseniz, bir corba ya da kokorec arasi veriyorsunuz merkezde). Bu sekilde, hicbir sekilde eglence hayatindan da kopmamis olabiliyorsunuz, eger isterseniz. O isikli eglence hayati sadece yarim saat mesafede.

– Su sporlari acisindan da cok basarili bir yer Bodrum. Oldukca fazla dalis noktasi, tekne turu, yelken imkani, tekne kiralama gibi hizmet veren yer var. Dalis icin özel olarak batirilan SG-115 sahil güvenlik firkateyni su anda baliklara yasamalani olmustur bile coktan. Oyyy!

Bunlarin disinda su an icin aklima bir sey gelmedi. Hem her seyi de söylememek lazim. Canim Sirince’nin son hali ortada :(.

Bodrum icin su anda heyecanlanmaya basladim. Ben oradayken cok yakin, canim dedigim arkadaslarimdan biri de orada olacak. Bu beni cok heyecanlandiriyor mesela.

Son olarak yapmak istedigim bir sey daha var. Barlar sokagi sonundaki Penguen isimli dondurmacida/pastanede dondurma yemek ve bir Sayisal Loto bielti almak. Bir zamanlar iki tutturup, MPI’den degil ama hayattan büyük ikramiye kazanmistim. Bu sefer ne olacak bakalim…

Biterken “MFÖ – Yalnizlik Ömür Boyu” caliyordu.

Gossip Girl, Sex and the City ve Robocop Cakmalari

Su anda bunlari bir kafeden(cafè) yaziyorum. Bu sicakta canim sehrim Karlsruhe’nin tek klimali ve düzgün yeri olan bir yerdeyim. Ismini verip de simdi reklam yapmak istemiyorum ama su kadar söyleyeyim, yesil yazili, uluslararasi bir zincir ve sizi kaldiginiz süre boyunca kovmuyorlar. Sanirim bir hareketlenme oldu beyinlerde.

Simdi efendim kendimce bir kac gözlemde bulunacagim, eger isterseniz. Öncelikle, beni soka sokan bir nokta var. Burasi Avrupa ya hani, insanlar kültürlü, vesaire. Bugüne kadar duyduklarinizi unutun efendim. En azindan Baden Württemberg eyaletinin Karlsruhe sehri icin öyle degil. Burasi, bildigimiz orta halli bir Anadolu kasabasindan daha farkli degil. Apaci nüfusu yogun. Mesela, az önce ic mekanda günes gözlügü ile gecen bir adam gördüm. Buraya kadar belki “Eee, ne var lan bunda? Adam tirtsa tirt, her yerde var tirt insan” diyebilirsiniz. Haklisiniz da. Isin güzel(!) yani su: Bu duruma sasirmadim. Evet evet, sasirmadim. Yani ic mekanda günes gözlügü ile gecen adama sasirmamis olmam, bunu defalarca görmüs olmam ve alismis olmam anlamina mi geliyor? Evet. Bu mevsimde genelde görüyorum. Neden takiyorlar? Günes mi var(tecahül-i arif)? Efendim cok “kuuuuuul” oluyorlar öyle.

Bunun disinda, bugün gördügüm baska bir olay da Gossip Girl Karlsruhe subesi’nin (4kisi) yandaki koltukta oturuyor olmasiydi. Bu kizlarimiz Amarigalardan gelmisler(aksan canavar gibi) ve devamli birilerinin hakkinda konustular, ayni ortamda kaldigimiz 45 dakika boyunca. Lan kendi hayatiniz yok mu sizin? Türkiye’de de bir Gossip Görl yapmaya calisilmis saniyorum ama alinan tepkiler cok da iyi degil takip ettigim insanlarda. Ben izlemedim, ama benzer kafa yapisinda oldugum insanlarin yazdiklarini okudum. Sonra da icimden “WTF lan?” dedim.

Bir de bu kizlarimizin is cikisi kahve icmeye ugramis solaryumlu ve 35 yaslarindaki Sex and the City modeli gecti biraz önce önümden. O diziyi/filmi de izlemedim ama az cok karakterleri görmüslügüm var. Hikayeye de kulaktan dolma bir asinaligim var. O kadini onlara benzetebilecegimi düsünüyorum.

Simdi düsündüm de, Anadolu’mun kücük kasabalarindaki büyük hayalli canim insanlar sadece hayalini kuruyor, buradakiler de 3-5 oyro verip yasiyorlar o hayallerini, cakma da olsalar.

Amerika’daymisik sanki. Yesilmisik, senmisik…

Biterken “Sertab Erener – Ayrilik ve Biz” caliyordu.

Yeni

Gecenlerde „Yarin geri kalan hayatimin ilk günü“ diye bir twit yazdim. Gercekten de cok kararliydim aslinda hayatimi degistirmeye. Tabi ki bu kolay bir sey degil, ama az cok ise yaradi. Bu yolda ilerledigimi hissediyorum su anda. Mesela artik daha az seyi kafama takmaya calisiyorum. Ya da yapmam gereken islere verdigim öncelikleri degitirmeye basladim. En azindan artik gercekten burada olma nedenim olan okuluma daha öncelik veriyorum. Bu da belki basarimi yukari ceker. Kim bilir? Her ne kadar sonuna yaklasmis olmanin verdigi sikintilar ve motivasyon sorunlari okul kisminda ciddi sorunalra neden olsa da, yine de buna da sükür diyeyim.

Okul demisken, sonuna yaklastim, evet. Yaklasik olarak Mart ayinda bitecek diye umuyorum. Evet birazcik gecikme oldu, ama bu durum burasi icingercekten de normal. Benim tanidigim hicbir yükseklisans ögrencisi normal diye lanse edilen 4 dönemde egitimini tamamlayamiyor. Yani cok da gec degil benim bitirme tarihim. Saglik olsun, ne diyelim.

Yeni günlerimin eskilerden(bir kac gün öncesinden) cok da farkli olmamasi beni mutsuz ediyor. Hala istedigim kivamda degilim. Bazi seylerin üstesidnen gelmem lazim artik. Mesela, internette Istanbul’dan bir sürü insanla iletisim halindeyim, sanki hayatimdalarmis gibi. Degiller. Ben daha önce de yasadim bu durumu, yine yasiyorum. Eskiden hayatimda olan insanlari hayatimda gibi görüyorum hala. Ama ben bir ayrimdan gittigimde, diger tarafta kalanlar da yol aliyorlar. Tekrar anayola baglandigimda hicbir sey ayni kalmamis oluyor. Hem zaten ben arayip sormasam, kimsenin de umrunda degil. Ya da söyle söyleyeyim, insanlarin öncelikleri farkli. Ve ben artik onalrin arasinda degilim.

Bu durumu artik kabullendim, ama hala onlar ne yapmis, neler olmus demeden de duramiyorum. Bu da benim buradaki hayatimi etkiliyor, ister istemez. Neden? En basitinden, zaman. Baska bir nokta da(belki de en önemlisi) burada mutsuz oluyorum. Cünkü, burada yasadigim hayati hep oradakiyle karsilastiriyorum ister istemez. Insanlar bir sekilde birileriyle birlikte, bir seyler yaptikca, ya da eski günleri animsadikca mutsuz oluyorum, buradaki asosyal hayattan dolayi. Ve malesef buna karsi yapabielcegim cok az sey var.

Bugün yeni hayatimin ikinci günü. Eskisinden de cok bir farki yok üstelik. Yine mi kaybettik yoksa?

Biterken “Sevval Sam – Simdi Uzaklardasin” caliyordu…

Diziler Üzerine

Su yazimi okuyup da “Lan ne kadar da sert bir yazi. Dizi de mi izlemesin insanlar” diye düsünen var midir bilmiyorum. Bu tip bir yanlis anlamayi engellemek icin yaziyorum bu yaziyi.

Simdi, söyle bir sey var. Orada da bahsetmistim, ben de dizi izliyorum. Üstelik sadece yabanci dizi izleyip artistlik yapar gibi görünenlerden de degilim. Türk dizisi de izliyorum. Üstelik kimin eli kimin cebinde belli degil kivamindaki “Kavak Yelleri” dizisini izliyorum. Olaylarin sacmaliginin, senaryonun basitliginin, oyunculugunun cok iyi olmamasinin da farkinda olarak üstelik. O kadar da aci yani olay aslinda düsününce.

Peki neden izliyorum? Bu sabah farkettim bunun nedenini. Nedeni su, özeniyorum. Evet evet, özeniyorum. Bir önceki yazimda da bahsettigim gibi, sosyal iliskileri sonradan toparlayabilmis birisiyim ben. O yüzden de yoklugu cok koyuyor. Artik sikildim devamli bir seyleri tek basima halletmekten. Yanimda birilerini ariyorum eski hayatimdan. O cok mutlu eden insanlari özlüyorum hayatimdaki. Tüm bunlari da buradakilere haksizlik yapmadan yapiyorum(Yanlis anlasilma olmasin, herkesin yeri ayri). Bu yüzden izliyorum iste o diziyi. Karakterler yasca bana yakin olduklari icin, kendimi onlarin yerine koyabiliyorum zorlanmadan. Ve o arkadasligi özlüyorum. O yüzdendir ki, izledigim tüm diziler arkadaslik üzerine: How I Met Your Mother, 100 Questions, vb.

Sunu düsünüyorum zaman zaman: Su anda bana fiziksel olarak kötü bir seyler olsa, ne olur? Ölsem mesela, birileri farkedene kadar 2-10 gün gecer. Polisler bulur lan ölümü. Kimsenin dikkatini cekmez, zira derler ki “Ders calisiyordur ya. Ya da iste falandir”. Zira su var, burada Istanbul’daki hayattan farkli olarak birbirini öylesine arayip soran kimse yok. Biz Türkler(sonradan gelenler, Alamancilar degil) bu kivama ulasamasak da, arada sirada bir seyler yapiyoruz. Ama öyle zaman oluyor ki, gercekten birbirinden haberi olmuyor insanin. Cünkü buradaki hayat bunu gerektiriyor. Bireysel bir hayat yasiyorsunuz buralarda. Devamli yapmaniz gereken seyler var, ve herkesin ve her daim var. Mesela üniversitede istediginiz sinavi istediginiz zaman yapabiliyorsunuz(En azindan master seviyesinde öyle). Bu yüzden de kimin ne zaman bos zamani oluyor belli degil. Sömestr kavrami harc ödemek disinda yok. Bu yüzden de kimse kimsenin neler yaptigini bilmiyor. Birine telefon ettigimde önce “Nasilsin?” dedim diye alaya alindigimi biliyorum. Daha ne diyeyim? =) Farkli kültürler olayi böyle bir sey iste. O günden beridir Alman biriyle telefonlasacaksam, direkt konuya giriyorum mesela artik. Ama ögreniyorum.

Yalniz yasamak, bir sürü insan gibi benim de istedigim bir seydi. Simdi o zamanalar istedigim seyi yapiyorum. Sikayetci miyim, degilim aslinda. Ama yalnizlik zor, gercekten zor. Cünkü benim düsündügüm oradaki hayatimin da burada bir sekilde devam edecegiydi. Dedim ya, farkli kültürler, farkli hayatlar, farkli hayat tarzlari ve gereksinimler. Olmadi. Demek ki neymis? Insan bilmedigi ya da daha önce tecrübe etmedigi seyleri yaparken dikkatli olmali, önceden beklentilere girmemeliymis. Her evden uzak yasam Avusturya’daki gibi olmuyormus. Anlayana kadar zaman geciyor. Ama insan her seye alisiyor iste, öyle ya da böyle alisiyor. Alistiktan sonra üzülmüyor mu? Üzülüyor yine, ama alisiyor ona da.

Dün gece proje yaptigim bir grupla birlikte gec saatlere kadar fakültedeki bilgisayar laboratuvarinda kaldik. Birkac saat icinde teslim etmemiz gereken bir proje var. Bize sans dileyin a dostlar.

Büyüyorum

Insan gercekten bazi seyleri kaybettikten sonra ögreniyor ne yapma(ma)si gerektigini. Üniversite yillarina kadar gercekten berbat bir hayati olan bir insanim. Hani derler ya, bir seyler benim yeniden dogmami sagladi diye, iste o bir sey benim üniversiteye girmemdir. Üniversiteye girmemle birlikte gercekten degistim. Daha sosyal, daha insani günler gecirmeye ve üzerimdeki “ölü topragini” attim, diyebilirim.

Degisim… Üniversiteye baslamamla gercekten baska bir hayata basladim. Su anda zaman zaman(sik sik) birlikte zaman geciren lise “arkadaslarim” ile bugüne dek hicbir sey yapmadim. Bazilarinda aralarinda olma sansim oldu, genellikle olmadi. Üzülüyor muyum, aslinda evet ama cok degil. Dedim ya, onlar zaten benim tirnak icindeki arkadaslarimdi. Bir kaciyla sanal ortamda kelam ediyoruz, bazilari yüzümü görse tanimaz belki, kim bilir?

Bu isin bu duruma gelmesinde ögrencisi oldugum Anadolu Lisesi’nin ilkokulun ardindan ögrenci aliyor olmasinin da etkisi var. Bahsettigim degisimin baslamasi birden olmadi. Lise yillarinda aklim basima geldiginde oldu, ama bunu farketmesi gereken insanlarin tanidigi Altug olmaktan hicbir zaman kurtulamadim. Ancak yeni gelen insanlar nötr baktiklari icin, biraz daha anlayisli oldular ve onlarla olan iliskilerim 10 yasimdan beri birlikte olduklarimdan daha farkli oldu. Gerci sonunda ne oldu? Sonunda yine onalrin kimisiyle sanal olarak iki kelam eder, digerlerinin(en yakinlarinin bile) su anda ne yaptiklarini bilmez duruma geldim. Benim de hatam vardir mutlaka ama bu iliskileri yeniden canlandirma cabalarimin da birkac kez bosa cikmasi da beni vazgecirdi bu amactan. Ne diyeyim, saglik olsun.

Üniversiteye basladiktan sonra daha öncesinde yasadigim travmalar beni daha katlanilir bir adam yapmis olacak ki, cinsiyet ayrimi olmaksizin insanlar benden nefret etmemeye basladilar. Hatta bazilari sevdiler bile beni. Temel neden ise eski beni tanimiyor olmalariydi. Onlara tanittigim ben, lise hayatimdaki insanlarin nefret ettikleri benden farkliydi demek ki. Ya da lisenin son zamanlarinda da degismistim belki de, ama buna tarafsiz bakamayiyordu arkadaslarim. Bu da olabilir.

O kötü günleri yasamis olmaktan dolayi kimseye kizmadim da, kirilmadim da kendimden baska. Belki cocukluk, belki yasadiklarim beni o hale getirmisti, bilemem. Ama bir sekilde katlanilamaz bir sey vardi ortada ve herkes yaniliyor da olamazdi. Dönüp baktigimda, bazi konularda onlari da hakli buluyorum. Cocuklarin dünyasinin ne denli acimasiz oldugunu da düsününce, durumlar iyice anlasilir oluyor. Iste bu yüzden de ne kizginim, ne de kirginim birilerine. Olmaya da hakkim yok zaten.

Degisimin ardindan, insanlarla daha iyi iliskiler kurmaya basladim. Önyargi ya da “eski tanisikliklar” olmadigindan da cok daha iyi iliskiler kurdum. Su anda cevremde gercekten yeterli olabilecek kadar iyi arkadasim var. Ortalama bir insandan daha fazla hatta dost sayim bence. Bu cok mutlu edici bir sey. Hatta kendi kuzenlerimle olmayan iliskilerim, cok yakin bir dostumun kuzeniyle var. Bu durum beni mutlu ediyor, her düsündügümde. Ama sonrasinda da kendi kuzenlerimle bir sekilde yakin iliski kuramamis olmam da üzüyor. Bu konuyu kapatiyorum.

Kimi insanlarla iliskim eskisi kadar görüsemedigim icin eskisi kadar iyi degil. Kimileriyle de eskisinden daha iyi belki de. Salt mesafeler de insanlarin birbirleriyle olan iliskilerini bozan ya da artiran bir sey degil demek ki. Su anda en yakin iliskide oldugum insanlar ayni sehirde yasadigim insanlar degil zaten. Yani sunu demek istiyorum. Insan istedikten sonra mesafe de yalan dolan bir yerden sonra. Özellikle de bu devirde…

Yakin, uzak, seven sevmeyen herkes! Iyi ki varsiniz. Hepiniz hayatima olumlu ya da olumsuz bir seyler katip beni büyütüyorsunuz. Sebnem Ferah’in “Artik Kisa Cümleler Kuruyorum” sarkisi geldi aklima. “Tesekkürler, büyüyorum sizinle…”

Biterken “Incesaz – Bati” caliyordu.

Güncelleme

Bu aralar cok iyi gecmeyen günlerim oldu. Daha iki gün önce bir sinavimdan kaldim. Hala 3 sinavim ve bir de tezim var su aptal sehirden kurtulabilme ihtimalimin dogmasi icin.

Her gecen gün daha da aptallasiyor bu sehir. Neresinden tutsan elinden kaliyor. Bir sehir düsünün ki, en turistik yerindeki cimleri bile 6 ayda bir bicsin/temizlesin. Bir yazi nbir de kisin. Bu sey gibi, evini yilda iki kez temizleyen insan gibi bir sey aslinda. Böyle bir durum ne denli rahatsiz ediciyse, bu da öyle. Bir süre önce bilek boyunu gecen cimlerin arasindan geciyorduk bir yerden bir yere gitmek icin. Yollari söylemiyorum bile: kirik bira siseleri, fast food zinciri paketleri, kahve, sarap vesaire bardaklari/siseleri. Bu aralar bir de metro yapma derdimiz basladi, sehrin resmen agzina s.cilmis durumda.

Merak ediyorum, Almanya’da Istanbul gibi bir sehir olsa ne durumda olurdu. Berlin bile Istanbul’un 1/5i nüfusa sahip, ama yeterince negatif üne sahip. Cidden merak ediyorum ya, Istanbul burada olsa ne olurdu? Muhtemelen komple ülkeyi kapatip, emekli olup Bodrum’a yerlesirlerdi.

Bahsettigim gibi, iki gün önce sinavdan kaldim. Zaten isin aslini sorarsaniz, buranin ölcülerinde bakildiginda baska bir sonuc da beklenmemeliydi. Zira burada bir sinav icin minimum iki hafta 8 saat/gün calisilmali. Aksi takdirde gecemiyorsunuz. Ben de bu durumda tabi neredeyse hic calismadan girdim. Toplam calismam gereken slayt sayisi 1500 civariydi. Tembeldim, konsantre olamiyordum, adi ne olursa olsun yeterli calis(a)madim. Bu yüzden de tahmin edilebilecek bir sonucla karsilastim.

Bazen kendimi aptal gibi hissediyorum. Sonra aptalliktan degil de tembellikten olduguna karar veriyorum. Ama sonuca bakinca ikisi de bir kaybedis degil mi =) Aralarindaki tek fark, birinin düzel(til)ebilir olmasi. Ama düzeltmedikten sonra ikisinin de sonu ayni sonucta.

Cok sikildim artik, “Bitse de gitsek” modundayim. Gitsek dedigim, Türkiye’Ye dönmek degil. Bir süre buralarda kalacagim, en azindan bir 3 yil civari. Acaba is bulabilecek miyim?

Is demisken, ondan da bahsedeyim. Madem bugün günlük modundayim, iyice günlük moduna sokayim bu yaziyi =). Is konusu su Karlsruhe denen aptal sehirde yolunda giden tek sey. O da yakinda sona erecek zaten. Neyse, bitene kadar keyfini cikarayim bari.

Bugünlük bu kadar. Hepinize iyi bir Temmuz ayi diliyorum. Bu yazinin formati birazcik farkli oldu, farkindayim, ama bu seferlik de böyle oluversin =)

Biterken “Cem Adrian – Sonbahar” caliyordu.