Barcelona, Te Quiero!

Kisa bir süre önce 5 gün 4 gece icin Barcelona’ya gittim. Gitmez olaydim. Evet evet, gitmez olaydim. Cünkü “Bilgisizlik mutluluktur” sözüne uyan bir hal icindeyim su aralar. Gidip göreseydim Barcelona’yi, hala orta Avrupa’nin ne kadar güzel, sistemli, vesaire olduguna inanacaktim. Italya’ya gideli uzun zaman oldu, onu neredeyse unuttum. Hem hic alici gözle de bakmamistim. Ama okulumun da bitimi yaklastigindan(insallah) artik yasanasi yer mi degil mi ona bakiyorum her gördügüm yer icin.

Barcelona beni bu kadar etkiledigi icin, yazmaya karar verdim. Bir süredir de ugrasiyorum aklimdakileri unutmadan toparlayayim diye. Umarim ortaya cikan yazi hos olmustur. Bu yazida tarihi ve/veya ansiklopedik bilgi verme amacim yok(onlar wikipedia‘da bile var). Sadece ve sadece kisisel bakis acimi yazacagim burada.

Izin verirseniz, sehrin bende biraktigi genel izlenimden bahsedeyim. Benim icin Barcelona, su ana kadar bulundugum acik ara en güzel sehir. Su ana kadar bulundugum sehir sayisi da hatri sayilir düzeyde, bunu söyleyebilirim. O yüzden de beni bu kadar etkilemis olmasi normal aslinda. Ben, Istanbul’da yasamak istemeyen, ama turistik acidan Istanbul’un dünya üzerindeki en güzel sehirlerden biri oldugunu savunan biriyim. Öte yandan, her ne kadar son zamanlarda cok fazla göc almissa ve o güzelliklerini yavas yavas kaybediyor olsa da, Izmir’e bayilirim. Devamli bir firsatim olsa da Izmir’e gitsem diye bakarim. Öte yandan, bir süredir yasadigim tecrübelerle Almanya’da kanunlarin (genellikle de AB) kesinlikle gerekli oldugunu, ancak bazen biraz abartildigini düsünüyorum. Tüm bunlarin isiginda su benzetmeyi yapiyorum Barcelona icin: Barcelona, Istanbul’un kalabalikligi, modernligi ve büyüklügünün üzerine, Izmir’in Akdenizliligini ekleyen, hayattan bir Akdenizli gibi zevk aldiran, ama tüm bunlarin yaninda da yeterince AB kanunlarini iceren bir sehir. Iste bu yüzdendir ki ben bu sehirde kaldigim 5 günde ona asik oldum.

Barcelona’nin beni en cok etkileyen seyi kültürü oldu. Söyle ki, oranin yerlileri yasadiklari seylerden keyif aliyorlar. Buna yemek diyelim, icmek diyelim, yolda yürümek diyelim, keyifle yapiyorlar yaptiklari seyleri. Bu nokta da aslinda orta Avrupa’dan ayrildiklari nokta. Mesela buralarda insanlar doymak icin yiyorlar ve bu yüzden de porsiyonlar büyük. Büyük deken kastettigim, gercekten büyük. Ama Barcelona’da insanlar doymanin önüne keyfi koyuyorlar. Birlikte sohbet ederek, gülerek eglenerek yiyorlar azicik yemeklerini. Mesela “ortaya söylemek” olayi orada da var. Onlari görünce anladim ki Orta Avrupa, teknik disinda ici acayip bos olan bir sey(Avusturya, benim icin Dogu Avrupa’nin baslangici. O yüzden de onlarin yogun kültürünü burada anlattigimla karistirmamak lazim). Su an düsündüm de, Akdenizliligimi unutmam umarim hayatim boyunca…

Gelelim sehrin kendisine. Öncelikle sunu belirtmeliyim, sehir aslinda iki parca. Biri eskilerden kalma, liman ve arkasindaki yerlesim, digeri de cevresindeki nispeten yeni denebilecek yerlesim. Bu iki kisim bibirinden Katalunya meydani denen meydanla ayriliyor. Eski yerlesim su anda daha yogun olarak turistik amacla kullaniliyor ve bu yüzden de cok kalabalik. Söylenene göre, her büyük sehir gibi suc orani nispeten yüksek oralarda. Ama ben bir sorun yasamadim da, oralarda gördügüm bir sey de olmadi.

Peki, eski yerlerde neler var? Öncelikle gotik kisim da denen katedral ve onun yakinlari inanilmaz farkli bir ambiyans. Daracik sokaklarda, tahminen 3 ya da 4 kisinin omuz omuza durmasi halinde gecilemeyecek sokaklar mevcut. Zamaninda sehrin kalesi ve surlari orada bulunuyormus. Az-cok korunuyor da su anda. Bu da tabi oldukca ilgi cekici bir sey. O daracik sokaklarda gezmek gercekten cok keyifli. Hele ki bir de oralarda gitar calan bir sokak sarkicisi varsa, “tadindan yenmiyor” diyebilirim.

Sokak sarkicilarindan bahsetmisken, hemen La Rambla’ya gecebilirim. La Rambla, Barcelona’nin güney kismindaki merkezinde sahile kadar uzanan, yaklasik iki kilometre uzunlugundaki caddenin adi. Caddenin arac trafigine kapali olan kisminda, canli heykeller sayica cok fazlalar. Normalde hareketsiz dururlarken, para attiginizda kendinlerine özgü hareketler sergiliyorlar. Sokak sanatcilarinin kiymetini bilmeyen bir milletten de olsam, ben onlarin yaptiklari ise son derece saygi duyuyorum. Gercekten cok iyi sanatcilar var iclerinde. Benim en begendigim, cok zarif bir bayanin sergiledigi bronz renk melek figürüydü. Özellikle de para atildiginda yaptigi birbirinden zarif hareketler inanin görmeye deger! Canli mankenler disinda, sokak ressamlarindan evcik hayvan satanlara kadar bir cok farkli sanatci mevcut.

La Rambla’dan limana dogru inerken, sol tarafinizda biraz önce bahsettigim gotik kisim kaliyor.  Caddenin ortalarina dogru sag tarafta ise dar bir girisi olan pazar yeri var. Orasi tahminimce sehrin bilmemkac yildir taze meyve-sebze-et-balik, akliniza mutfakla ilgili ne geliyorsa onlarin satildigi pazar yeri. Icerisi tam bir cennet. O renkler, o kokular(kasap ve balik kismi haric), insani kendinden gecirebilecek kadar güzel. Ömrümde o kadar baligi birarada görmeyeli cok uzun zaman oldu. En son Istanbul’da balik pazarlarinda görmüstüm. Ama bu bahsettigim pazar, sadece tek bir sey üzerine olmadigindan, daha önce görmedigim bir tecrübe yasatti bana. Ancak ögrendim bir sey dikkatimi cekti, o da Barcelona cevresinde baligin az olmasi. Duydugumda cok sasirdim. Gelen baliklar ya baska sehirlerden, ya da kültür baligiymis malesef.

La Rambla’nin sonunda ise meshur Barcelona Limani bulunuyor. Bu liman, Avrupa’nin en büyük, en eski ve tarihin her döneminde en önemli limanlarindan biri. Yüzyillardir ayni yerde bulunan liman, gercekten de ayri bir kültürün simgesi. Liman binasinin da gercekten cok eski olmasi bunu dogrular nitelikte. Limanin kenarinda bir marina var. Marina’da cok fazla tekne mevcut, yaklasik %80’i yelkenli tekneler. Istanbul’da, Kadiköy’de yasayan biri olarak dikkatimi ceken sey su oldu: Biz de denizcilikten gelen bir milletiz, Ispanyollar da. Ancak biz o kültürü coktan unutmus, teknelere araba muamelesi yapmaya baslamisiz. Barcelona’da, insanlar hala yelken yapiyorlar. Bizdeki gibi bir motor yat düskünlügü benim gözüme carpmadi. Yaniliyor olabilirim, ama benim gördügüm bu. Bunu sehrin kumsalinin sonundaki bir baska marinada da gözlemledim. O yüzden de kendimce bu kaniya vardim.

Kumsal demisken, ona da deginip daha kuzeydeki nispeten yeni kisimlara gecis yapacagim. Kumsal, yer yer yaklasik 200m genislige sahip. Ayrica herhangi bir ücret ödemeden denize girilebiliyor. Kimse de size “Hüoooop!” demiyor. Bu kumsallar da kilometrelerce uzaniyor ve cok cok güzel bir kuma sahip. Tamami belediyeye ait olan kumsallarin kenarlarinda tuvaletten ilk yardima, polis bürosuna kadar bir cok gerekli hizmet de veriliyor. Helal olsun demeden edemedim. Keske herkesin belediyesi bu gibi plaj hizmetleri verebilse. Ege’nin durumu malum, önüne iki sezlong atan otel orayi parselleme yetkisine sahip. Kumsallar devamli daraliyor zaten, o da baska konu.

Biraz da sehrin Katalunya Meydani’ndan yukari(kuzeye) dogru cikalim (Bu arada belirtmeliyim, “yukari” kavrami hem haritada, hem de gercekte dogru kavram. Sehir deniz ve dag arasinda oldugundan, haritada yukari ilerlediginizde gercekte de yukari ilerliyorsunuz). Bu noktada bahsetmek istedigim iki adet cadde var: Paseo de Gracia ve Rambla de Catalunya. Bu iki caddede ben daha önce cok nadiren gördügüm magazalari gördüm. Istanbul’un Nisantasi’si ayarinda bir yer. Cok “güzel” ve kaliteli diye tabir edilebilecek markalar var. Bunlara bir kac örnek Gucci, Guess, vb. olabilir mesela. Bu dükkanlarin butikleri bu caddeler üzerinde mevcut. Eger alisveris meraki olan biriyseniz, inanin orasi sizin icin cennet. Üstelik bu markalarin yaninda nispeten daha ucuz olan ama gercekten kalitesini vitrinindeki teshir mallarindan bile belli eden cok güzel butikler de var. Tabi ki is yine sonunda maddiyata geliyor. O konu her zaman mevcut malesef.

Paseo de Gracia üzerinde, ünlü mimar Gaudi’nin iki adet eseri bulunuyor. Bu iki ev de tek kelimeyle sapsahane eserler. Sunu belirtmeliyim, Barcelona bir mimari sehri. En siradan bina bile bir sanat eseri diyebilirim. Gaudi de bu sanat eserlerinin yaraticilarindan en önemlisi. Avusturya icin Mozart neyse, Barcelona icin de Gaudi o. Her yerde onun hediyelikleri ve onu anlatan kitaplar satiliyor. Tüm sehir bu havayi soluyor diyebilirim. Haklari da aslina bakilirsa. Gerek farkli tarzi, gerek kullandigi malzemeler, gerekse tüm bunlari inanilmaz bir estetik duygusuyla harmanlamasi onu gercekten de dünyanin en iyi mimarlari arasina koyuyor.

Sehrin daha da yukarisinda(yürüyerek yorucu olabilecek ancak metro ile cok rahat ulasimi olan bir yerde) Park Güell isimli bir park var. Giris ücretsiz ve iceride Gaudi’nin eserlerinin de bulundugu bir cok sey var. Orada gecirilen iki-üc saat, size insan oldugunuzu ve hissetmeyi animsatacaktir. Ben bu kadar güzel seyleri cok az yerde gördüm. O parkin icindeki ayri ambiansa Gaudi’nin 20 yil yasamis oldugu ev de eslik ediyor. Belki de Barcelona’daki en “güzel” yerlerden biri. Anlatmaya calisiyorum ama betimleyecek kelime bulmak gercekten cok ama cok zor. Detay oalrak sunu da belirtmeliyim, o parkin icinde 3 adet gitar sanatcisi var ve cok iyiler. Güell’i sözlerle ne anlatmanin ne kadar da zor oldugunu su anda anladim. Malesef gidip görmek lazim 🙁 . Zira, sütunlarinda fayans parcalarindan cinilere, hatta cay fincani tabahina kadar basit seylerle muhtesem seylerin ortaya cikarilmis olmasi da bunu dogrular nitelikte.

Simdi deginmek istedigim nokta ise etrafinda cok fazla sey olmayan, bu hengameden uzak bir yerde bulunan Sagrada Família. Yüz yiladan fazla zamandir(1882-2010) yapimi süren bu kilise, detaylariyla ilgi ceken bir yapiya sahip. Daha fazla bilgi internette bir cok kaynakta var. Ben, daha önce de bahsettigim gibi, benim ilgimi ceken subjektif degerlendirmeler yapmak istiyorum. Ben uzun zamandir bu kadar güzel bir yapi görmedim. Yapinin üzerinde inanilmaz detaylar var. Zaten bu kadar uzun süredir tamamlanamamis olmasinin da nedeni saniyorum bu. Her yerinde kücük ayrintilar, insan digürleri, doga figürleri vesaire. Bahsettigim de öyle iki üc metre degil. Ciddi anlamda yüksek bir cok minare tarzi kule ve tabi bir de gövde kisimlari. Her metrekaresi ayri güzel yapiliyor. Cok basarili.

Bunlarin yaninda bir de Plaça Espanyol diye tabir edilen bir meydan var. Bu meydanin kendisi ve cevresi cok güzel bir kac sey barindiriyor. Birisi, su anda insaatta olan bir arena binasi. Boga güresine cok sicak bakmam. Ama sonucta böyle bir kültür var ve bu kültür pasif olarak yasatilmali. Orasi müze olarak kullanilabilir. Zaten 2012 yilindan itibaren Katalunya’da boga güresi yasak. Bu da gösteriyor ki, o arena turistik amaclarla kullanilacak. Arenanin karsisinda fuar alani bulunuyor. Genis bir yolun iki yaninda yer alan bu yol, sizi Katalan Ulusal Sanat Müzesi’ne götürüyor. Önünde ise geceleri rengarenk aydinlatmasiyle muhtesem gösteriler yapilan bir süs havuzu var. Bu kisim gercekten de estetik acidan cok güzel. Eger yolunuz Barcelona’ya düserse mutlaka görmelisiniz. Tipki diger bir cok yeri gibi.

Bahsetmem gereken bir baska sey ise, daha cok erkelerin ilgisini cekecek olan FC Barcelona. Camp Nou’da mac izleme serefine nail olmus biri olarak sunu söyleyebilirim ki, unutulmaz tecrübelerden biri. FC Barcelona gercekten müthis bir kültür, müthis bir gelenek. Sehrin tamaminda zaten bunu yasiyorsunuz, ancak stadyumu görünce televizyondan daha farkli oldugunu anliyorsunuz. Gercekten müthis. Babam da futbolu cok sever. O yüzden o da cok mutlu oldu orada mac izleme sansini yakalamis oldugumuz icin. Hatta iki de forma aldik. Babam hala haftanin iki günü futbol oynar. Oynadigi mevki savunmanin göbegidir ve Puyol’u yillardir cok begenir. O yüzden o, Puyol formasi aldi, ben de madem iki kisiyiz, Piqué alayim ve savunmanin göbegini tamamlayayim dedim 🙂 . Insanlarin o formalarla sokakta gezerken bize bakislari görmeye degerdi 🙂 . Isin en güzel yanlarindan biri de, insanlarin deniz kültürü gibi futbol külltürünü de yasatiyor olmalari. Takimlarina inanilmaz baglilar. Örnegin sezonluk biletler sezon sonunda otomatik olarak yenilenen bir sisteme tabi. Yani siz her sezonun basinda yeniden ugrasmiyorsunuz, yeni yer aramaniz gerekmiyor ya da yer bulamama diye bir sorun söz konusu olmuyor. Isin en güzel yani da su, eget sezonluk biletiniz varsa, belli bir süre önceden haber vermek sartiyla yerinizi gidemediginiz maclarda kulübe devredebiliyorsunuz. Bu sekilde, biletin gise fiyatinin %50si size geri ödeniyor. Böylece siz gidemediginiz mac icin para kazaniyorsunuz, kulüp bileti yeniden satiyor para kazaniyor, o bileti alabilen insan da maca bilet buldugu icin mutlu oluyor, o da kazaniyor. Yani kazan-kazan-kazan durumu mevcut. Nasil? Güzel, degil mi? 🙂

Son olarak da yemeklere deginmek istiyorum. Yemekler, aslinda alisik oldugumuz kültürün bir parcasi. Nasil ki bizim mezelerimiz varsa ve bir cok insan bu sekilde ayni sofrada sohbet edebiliyorsa, onlarda da Tapas diye anilan ufak tefek yemekler var. Bunlari paylasarak hos zaman gecirebiliyorsunuz. Ayrica yaninda soguk servis edilen Sangria adinda bir ickileri var. Sangria, meyveli ve buzlu sarap. Tadi oldukca hos. Tabi ki Tapas ve Sangria konusunda bir tehlike var, o da su, Barcelona turistik bir sehir. Yani her yerde her seyi güzel yapmiyorlar. Bu yüzden de tavsiyem Catalana olur. Asla pisman olmazsiniz. Bunu yerlileri de söylüyor. Ben iki aksam gittim, tadi damagimda kaldi. Yaninda verilen domatesli ekmek ise gercekten lezizdi. Tapaslar arasinda yesil biberi mutlaka denenmeli! Catalana’da bir de Amerika’da, New York’ta yasayan aile ile tanistik. Yan masada yemek yiyorlardi ve ciftin bayan üyesi Türk idi. Esi de Türkce ögrenen bir Amerikali. Cok güzel zaman gecirdik. Keske yeniden karsilasabilsek.

Benim su anda aklima gelenler, yazabildiklerim bu kadar. Daha dogrusu yeter bu kadar. Okuyana da yazik 🙂 . Zaten bence Barcelona sadece görerek anlasilabilecek bir yer. Buldugunuz ilk firsatta mutlaka gidin. Ama mutlaka..

Biterken “Incesaz – Mazi Kalbimde Bir Yaradir” caliyordu.

Bir Cevap Yazın