Aşk Tesadüfleri Sever

Bir aşk filmi düşünün, içinde hiç sevişme sahnesi olmamasına rağmeni sevgiyi, sevişmeyi, bazı şeylerin anlamını size tüm çıplaklığıyla anlatsın. Bunun yanında da, aslında aşk kadar önemli diğer sevgileri de o kadar anımsatsın ki size, elinizdeyken kimi şeylerin kıymetini bilemediğinizi anımsatsın, alsın, eskiye döndürsün…

“Aşk Tesadüfleri Sever”, benim için böyle bir film. Az önce, şehrimdeki son seanstan çıktım ve eski sevgiler, aşklar dışında hayatın başka bir çok şeyini de sorgulattı bana. Aile hayatları, ölümler, dostluk, eski mahalle hayatı, doğru meslek seçimi, adı ne olursa olsun, beni başka diyarlara götürdü. Çok şey sorguladım içimde. Kimisine cevap buldum, kimisine bulamadım.

Bu aralar zaten çok şey sorguluyordum, üzerine yenileri de eklendi. Bakalım sonu nereye varacak.

Bir haftada “Prensesin Uykusu” ve “Aşk Tesadüfleri Sever”i izledim. İkisi birden, biraz ağır geldi. Şu ana dek yakınıyordum, “İncir Reçeli neden burada vizyona girmiyor”  diye. Ama iyi ki girmemiş. Onu da izlesem, sonu ne olurdu, kim bilir…

Sağlıcakla kalın, sevgili okuyucularım…

 

PS: “Almancı” kafası bambaşka bir kafa. Kardeşim, git Türk sosyalliğini, Alman disipliniyle birleştir… Alman andavallığını, Türk hanzoloğuyla birleştirmekte neden bu denli ısrarcısın, anlamıyorum ki?

Mesleki Düşünceler

Hayatımız boyunca bir çok dönemeçle karşılaşır, bir çok karar alırız. Sonra da onların sonuçlarını yaşar, görürüz. Bu dönemeçlerde doğru sapaklara sapıp sapmadığımızı da genellikle önceden sadece tahmin ederiz. Bunların kesin sonuçları malesef her zaman ilk etapta görünü olmaz.

Aslına bakarsanız, bir itirafta bulunmalıyım. Bugüne dek yaptıklarım, zaman zaman ben dahil kimi kişilerin beğenisini kazandı. Ama o kadar küçük şeyler ki aslında, hayatın geneline bakıldığında (bence) sonsuz küçük boyutlarda olduklarından onlar yoksayabiliriz. Bunların arasında çektiğim bir kaç fotoğraf, yazdığım bir iki yazı, ne bileyim, söylediğim bir iki söz falan beğenildi. Ama bunların hiçbiri benim asıl amaçlarımdan biri olan şeyler değil. Asıl amacım olan şeylerde ise henüz ufak da olsa bir katkı sağlayabilmiş değilim. Bunda hala öğrenci olmamın payı olsa da, ne bir bahane teşkil eder, ne de bir açıklama. Çünkü bu meslekte başarılı olmuş insanlar, benim yaşımda çok büyük işlere çoktan imza atmış olan insanlar.

Peki neden bu sektördeyim? Bu sektörde, büyük değil ama ortalama şeyler başarabilecek yetideyim. Bu şekilde de hayatımı idame ettirebilmek görevini yerine getirebileceğimi düşündüğüm için bu sektördeyim. Tamam, güzel yanları da var tabi ki, ama yine de kimi farklı şeyleri sevdiğim kadar sevmiyorum, bu bir gerçek.

Sevdiğim/sevebileceğim işleri düşünüyorum, ama onlara da yeteneğim yok/kısıtlı/bilinmiyor.

Şu sıralar bunları düşünüyorum, içinden çıkmaya çalışıyorum. Bir işe yarayacakmış gibi…

Neyse, ben teze döneyim artık =)

Mutlu Yıllar

Yıllar yıllar önce, iki kişi girdi hayatıma. Başlarda ikisini birbirinden ayıramazdım, ama daha sonra kimse ayıramazken, sesinden dahi tanır oldum. Gün geldi kavga ettim, gün geldi kankardeş oldum, gün geldi ağladım yanlarında, gün geldi güldüm ölesiye.

O iki insanla, belki de yaşanabilecek her şeyi yaşadık, ama hala çok şey eksik gibi. Yaşanacak çok gün var daha önümüzde!

Seviyorum sizleri. İyi ki doğdunuz, iyi ki varsınız…

Sevgiler,
Çelikgöbek

Denge

Ne zaman bir şeyleri yoluna soksam/soktuğumu düşünsem, mutlaka bozuluyor. Bu da hayatın dengeyi koruma çabası herhalde…

Hayır, yanarım da şuna yanarım, tüm bunlar gerçekleştikten sonra hayata pozitif bakabileceğimi umup bana pesimist damgası vuranlar da var. İstatistik bir bilim ve artık ona inanmaya başladım, hepsi bu.

Hayat bazen çok ilginç…