blog icerigi ve varligi ile ilgili

uzunca bir süredir burada bir seyler yazip ciziyorum. ama bu seferki biraz daha farkli.

blog yasantim 2006 yilinda basladi, bir seylerden bahsetmeye basladim o siralar. sonra o blog cok da iyi gitmedi. bir sekilde zaman ayiramama ve yazamama, konsantre olamama sorunlariyla karsilastim, biraktim. oysa cok da umutluydum ortaya güzel seyler cikacagindan. ama olmadi. ne kalitesi, ne de kantitesi bir seylerin devam etmesine yetti. sonuc, hüsran.

sonra burayi actim. üstelik kendi internet alanimda yayin yapiyorum. her ne kadar su ara bunun ne kadar da gereksiz oldugunu anlamis olsam da, bir sekilde devam ediyorum. kendi alanimdan yayin yapmak mesakkatli bir ugras, itiraf etmeliyim. ama blog tutmak, oldukca güzel bir his. arada sirada dönüp eski yazilarima göz atinca, aslinda hayatta nelerin degisip nelerin ayni kalabilecegini anliyor insan (zaten blog denen sey de tam olarak bu: cevrimici bir günce. adi da weblogdan geliyor ve kullanim kolayligindan dolayi blog olarak kisaltilmis bir kelime).

bugüne kadar burada bir cok konuda bir cok sey yazdim. en özelimden en genelime dek bana ait bir cok sey paylastim. sagolsunlar, arkadaslarim da bu yolculukta bugüne dek beni yalniz birakmadi. su anda yaklasik 10 kisi düzenli olarak blogumu okuyor. bunlarin hemen hepsi de arkadaslarim. bu da cok mutlu edici bir sey. onlara ulasabildigim bir mecram var. internette cok uzun zaman geciren ben, bu kanal ile sevdiklerime ulasabiliyorum. üstelik her yerde ulu-orta yazamadiklarimi bu kanalla yaziyorum. daha fazla okunmasi da beni endiselendirirdi zaten, bu da baska bir gercek.

ayrica bu blog, kendi hayatimda bir cok seyi degistirebilecek zamanlar gecirdi. mesela, su anda iki tane onaylamadigim ama arada sirada dönüp okudugum yoruma sahip. birini hala anlayabilmis/cözebilmis degilim. insanlarin benden nefret ettifmis olmami sembolize ettigi icin de aslinda derinden etkileyeilen bir yorum. ama bu iki yorum, aslinda blogosferin ve benim bu kendimce actigim güncemin nerelere ulasabildigini, neler yapabildigini gösteriyor. bugüne kadar anonim istatistikler disinda bir iz birakmamis insanlarin da cok nadir de olsa takip ettiklerini biliyorum. en azindan birilerinden duymuslugum var.

aslinda bunlari buraya yazmam cok sacma. cünkü burasi aslinda benim kum havuzum. kimin okuyup okumadigi, kiminyorum yaptigi, varligi yoklugu falan hep önemsiz olmaliydi. ama iste insanim ben de, bir egom var. insanlar okusun, benimle üzülsün, sevinsin istiyorum. zaten bunu istemesem neden milyonlarca (milyar?) insanin teoride okuyabilecegi bir kanala özel konularimi yazayim ki? su an yazdiklarimdan da, kendimden de nefret ediyor olusumun nedeni de bu.

evet, dedim ya, bu yazi biraz daha farkli. belki de blogun bugünden sonraki yasami hakkinda söz sahibi olacak. üzerine biraz daha düsünecegim ve sonrasinda bir karar verecegim bir konu bu. ama o ana dek, oldugu gibi birakacagim. kararimi verdikten sonra da bu blogun icerigi ve hatta varligi konusunda adimlar atacagim.

bir dahaki sefere dek, hosca kalin!

ps: bu arada, burada cok güzel bir “calisma odam” calismasi var. bana ne kadar da farkli seyler hissettirdi izlerken, bilemezsiniz.

Karar(-sizlik)

Kimi kararlar var ki, cok cabuk alinmiyor.

Uzun zamandan beri verdigim en zor kararlardan birinin esigindeyim hala. Bir süre önce bahsetmistim, tasinmam lazim. Ama bu konuda hala kesin bir karara varabilmis degilim. Bir yandan Köln gibi, Frankfurt gibi merkezi bir yere tasinmayi istiyorum. Ama diger yandan da belli bir hayatimi kurdugum sehir olan Karlsruhe’de kalmak…

Aslinda basta karar vermek cok da zor degildi. Hatta ev bakmaya bile baslamistim. Ama sonra biraz daha isime gücüme alisinca baktim ki, durumlar baska, hayat ayri, öncelikler farkli. Artik teknik olarak Karlsruhe’de yasamadigim icin, kötü yanlarini görmüyorum mesela. Buna ayiracak zamanim da olmuyor zaten. Cünkü sadece iki gün buradayim ve bu süre zarfinda zaten yeterince mesguliyetim oluyor. O yüzden de sevmediklerimi görmemeye basladim. Kaybolmadilar belki, ama benim dogrudan ilgim oldukca azaldi. Göz görmeyince de gönül katlaniyor bir sekilde.

Öte yandan, baska bir sehirde ev bulmak kolay bir sey degil. Bir de hafta ici calistigim yerde de olmayinca, isin rengi iyice degisiyor. Cünkü evlere bakabilmek icin sadece bir günüm var: cumartesi. Bu sekilde iletistigim ev sahipleri/emlakcilardan geri dönen olmadi henüz. Daha ev bakma firsatim bile olmadi, begenmeyi ya da tutmayi birakalim bir yana.

Isin sosyal yani ise bambaska bir yön. Burada bir hayatim var, arkadaslarim, tanidiklarim var. Alistigim, her seyini bildigim bir sehir. Baska bir sehir demek, her seye sifirdan baslamak demek. Buna enerjim var mi mesela, cok emin degilim. Ayrica ilk iki yil bu hayati oturtana dek yasadiklarim aklima geldikce, ayni sorunlari yeni tasinacagim sehirde de yasama olasiligi cok canimi sikiyor. O günler zordu…

Ama su gercek de aklima geldikce, kafam yine yeni yeniden karisiyor: Isim gezici bir is. Su anda Essen’de calisiyorum ve iyi bir tren baglantim var. Ama Mart’tan sonra ne olacagini su anda bilmiyorum. Karlsruhe’nin havaalani cok da iyi bir yerde degil ve ulasimi cok basarili degil. O yüzden de burada kalirsam ileride bir sikinti yasayabilirim.

Her seyi göz önüne alinca, bosa koysam dolmuyor, doluya koysam almiyor…