Terslikler Havaalanı’ndan Sevgiler

Havaalanlarından nefret ediyorum!

Uçağın icinde yapacak hiçbir seyin olmaması yetmezmiş gibi, bu kez hayatımın en kötü havaalanı deneyimimi yasamama neden olan Köln havaalanından daha da nefret ediyorum şu an.

Oysa plan basitti. İsten çıkıp Köln’e gidecektim, sonra havaalanına geçip oradaki restoranlarda kafelerde takılacaktım. Uçağım saat 2’de oldugundan havaalanında geçirmem gereken zaman oldukça uzundu. Ama havaalanlarının kendine özgü dükkanları, vb olayı biraz olsun çekici kılmıştı.

Nereden bilirdim dükkanların saat 8’de, yeme-içme mekanlarının saat 10’da kapanacağını. Şimdi bir de uçağımın rötarı var yaklaşık 1,5 saat.

Mental olarak durumum berbat. Daha uçağa binmedim ve yeterince yorgun/gerginim. Bakalım uçuş nasıl olacak…

“Gar”daş

Bir önceki yazıda bahsettigim bir kitap var. O kitabın bir yerinde “Sen benim gardaşımsın. En son seninle bir garda sarılmıştık” diyor yazar.

Bu cümle benim aklıma kimi düşünceleri getirdi. Bunun nedeninin bir süredir haftada en az iki kez uzun mesafe tren yolculuğu yapıyor olmam ve bunun yani sıra da şu an trende olmam olması kuvvetle muhtemel. Bahsedeyim:

Babamla iyi anlaşırız (Hayatımın kimi kısımlarında biraz olsun sorun yasamadım değil, ama hayatın en normal şeylerinden biri baba-oğul çekişmeleriyken bunun olmaması garip olurdu zaten). Bu nedenle de onunla sık sık çeşitli konularda konuşuruz.

Bunların başında da eski İstanbul ve o dönem yasamı geliyor. Ben ne zaman İstanbul’dan laf açsam konu onun zamanındaki İstanbul’a geliveriyor. Dolayısıyla insanların işe giderken kullandığı Beşiktaş vapuruna (Bu yüzden bilirim Beşiktaş İskelesi’nin hiçbir zaman Beşiktaş’ta olmadığını)…

O zamanlar insanlar aynı saatte aynı vapura biner, o vapurda tanışır, sohbet ederlermiş. Hatta annem ve babam da aynı saatlerde kalkan Üsküdar – Beşiktaş vapurunu kullanmışlar, daha ortada hiçbir şey yokken. Birlikte işe gidip gelirlermiş. Yakın mahallelerin çocukları imişler ne de olsa.

Artık o ülkede yaşamıyorum. O yüzden de şu an yaşadığım ülkenin dinamiklerini benimsemiş durumdayım (aksi zaten nasıl mümkün olabilir, “uyumsuzluk” deniyor adına). Yani uzun yolları törenle alıyorum. Ve iş için uzun yollar alıyorum. Bu durum burası için çok ama çok normal. İnsanlar genellikle tren kullanıyorlar ve uzun yollar alıyorlar.

Şimdilerde farkettiğim bir detay var. artık yüzleri taniyorum yavaş yavaş. Elinde bavul olan ve garda bekleyen insanların hemen hepsi her Pazartesi aynı yerlere gitmek üzere aynı gardan aynı saatte yola çıkıyorlar. Yani bir sürü “gar”daşım var artık.

Tüm bu eski İstanbul hikayelerinin gerçekleşmesi yolundaki tek sorun, insanların bizim insanlar kadar sıcak olmaması.

20111212 08:05

Fotoğraf Bir Yazın Sanatı Olabilir Mi?

Sener Soysal diye biri var. Fotoğraflar oldukça ilgili bir “Yıldızlı”, okuyor ve yazıyor aynı zamanda. Benim gibi tıpkı. Onu tanımam Yildiz Teknik Üniversitesi Fotoğraf Kulübü e-posta grubunda oldu. Tanımam dediğim, ismiyle karşılaşmam ve bir kaç da mailini okumamdan ibaret…

…-ti. Bir süre önce cok da geç kalmış bir sekilde tanıştığım altkitap‘ta bir fotoğraf kitabı gördüm. Yazarı ise Şener Soysal idi. Tabii ki dogrudan edindim ve bugün onun kitabını okumaya başladım.

Genel olarak oldukça takdire şayan bir iş çıkarmış. o yüzden de kendi weblogumdan da tebrik etmek ve okuyan bir avuç insan da olsa, onlara bu insanı tanıtmak istedim. Ben amatör yazarları da okumak gerektiğini savunuyorum. Cogu hoşuma giden islere imza atıyor. Blogları takip etme nedenim de bu belki de. Senin-benim gibi insanlar çıkıp kendilerini yine sana-bana açıyorlar ve bunu da iyi bir dille yapıyorlar. Sokakta “Hafız dün gece şu şu hatunla acayip bir günah gecesi yaşadık” diyen adam ile PuCCa arasındaki fark da bu iste. Aynı şeyi farklı dillere anlatan iki insan.

Bu nedenle iste, Şener’in yaptığını takdir ettim(naçizane) ve ona çok özendim. Ne zamandır benim de aklımda benzer bir proje yok değil aslında ama kendime güven kısmında bocalıyorum işin.

Bu kadar girizgahin ardından, asıl soruya dönelim. Şener, kitabında bizim algıladığımız anlamdaki fotoğrafı biraz daha farklı bir boyuta taşımış ve fotoğraf altı yazılarla onları başka bir şeye dönüştürmüş. Tamam, bunu ya da böyle bir şeyi ilk yapan o değil ama aramızda bir bağ oldugundan olsa gerek beni olumlu yönde etkiledi.

Diyeceğim o ki, ben okumaktan cok keyif aldım/alıyorum. Size de tavsiye ederim.

20111212 07:34