makas

önden sunu belirteyim, bu yazi politika icermez. sadece kendi yasadiklarimi anlatir.

kisa bir süre önce ögrendim ki, türkiye’deki okullarda artik kiyafet serbest olacakmis.

düsündürücü.

sunun cevabini önceden vermeli: evet, ben de lisedeyken hep bunun hayaliyle yasadim. su anda günlük rutinlerimden biri olan takim elbise ve kravattan olusan giyim tarzi, o zamanlar zul geliyordu( simdi de su anki müsteride kravat takamiyor olmak beni oldukca üzüyor, hayat iste ). cünkü o yasin kafa yapisi simdikinden cok daha farkli. simdilerde james bond filmi izlerken maceradan cok adamin takim elbislerine ve giyim-kusamina dikkat ediyorum. o zamanlar ise kot pantolon giyebiliyor olmak gibi bir lüks ergen bünyeye cok iyi gelecek gibiydi sanki.

neyse, konuya döneyim. bu mevzuyu kisa süre önce mserdark‘nin blog yazisindan ögrendim. onu okuduktan sonra, belki bir cok okuyucusu gibi benim de kafamda simsekler cakti ve eski günlerim aklima geldi.

ben, bir devlet okulundan mezunum hayatimda özel okul, kolej, yemekhane, etüt, özel hoca gibi kavramlar hic olmadi. bu tip durumlardan sadece dershaneyi yasadim, onu da mecburiyetten. o yüzden de özel okullarda okuyan insanlarin nasil bir kafa yapisina sahip olduklarini sadece cevremden biliyorum. cevremdekilerden kimisi tüm kliselerle örtüsürken, kimisi de bundan oldukca uzakta. ama eger genelleme yapacaksak, “iyi” bir özel okulda yetismis biri, genellikle o malum kliseleri dogruluyor.

dedim ya, ben devlet okulunda okudum. üstelik hatirlamaktan pek de keyif almadigim sekilde okudum. genelde pek iyi günlerim olmadi orada. onlarin yerinde ben de olsam, benzer davranirdim bana karsi diye düsünmeden edemiyorum zaman zaman. sonra düsünmekten vazgeciyorum. gerek yok…

okudugum okul devlet okuluydu, evet, ama anadolu lisesi olmasindan dolayi, bir kapici cocugu ve “tikkijan” ayni cati altinda egitim görebiliyordu. o ortamda bile, tek tip kiyafet zorunluluguna ragmen, insanlar arasindaki kiyafet rekabeti oldukca fazlaydi. hatta o marka tutkusunun bulasici oldugunu bile düsünebilir insan. o derece…

tabii böyle bir ortamda ister istemez serbest kiyafet sözü geciyordu. ben de bu furyadan etkilenip babamla bir gün konustum bu konuyu. ve sadece bir gün buna yetti. yaptigi aciklama o zaman cok mantikli gelmemis olsa da, su anda aklibasinda herkesin korkusunu bana anlatmisti. birisi 5 gün üst üste ayni kiyafeti giymek zorundayken bir digerinin her gün farkli ve iyi markali pahali kiyafetle okula gelmesi hem insanlari kutuplastiracak, hem de bunun sonucunda buna ulasamayan birini mutsuz edecektir.

umarim yanilan ben olurum.

cok

cok sey yazasim, cok sey söyleyesim var. ne zamandir olmamisligi vardi bunun.

ama beceremiyorum. anlatilacak cinsten degil.

ayrica ben hala akbaba’nin evindeyim. kendime gelemedim…

bi’ bira daha?

Yollar

– 01.10.2012 –
merhaba.

bu yaziya başladığımda saat 05:30 idi ve bu yazıyı trende yazıyordum. yola çıkalı yaklaşık 20 dakika olmuştu. şimdilerde bir sonraki trenle gidebilme fırsatımı kullanıyorum. o yüzden 5:30 evden çıkış saatim oldu. biraz daha iyi yani durumlar.

bu yazıya başladığımda yeni bir proje için hamburg’a gidiyordum ve ilk günümdü. bir süre oraya gidip geleceğim. yani yeni bir şehri daha listeye ekledim.

biliyorum, benim şu anda yaşadığım hayata özenen insanlar var. haklı olabilirler, devamlı yeni şeyler görüyor olmak hiç de kötü bir şey değil. bu yüzden de şikayet edemem. yaptığım işin de getirdiği çeşitli avantajlar var. böyle olunca da beni tanıyanlar, sağolsunlar, övüyorlar. hatta yaşamlarımızı değiştirmek isteyen de oluyor.

– 12.11.2012 –
ancak madalyonun hiçbir zaman tek yüzü olmadığı aşikar. açıklayayım: benim 4+ yıldır ait olduğum bir hayat yok. yani nasıl desem, mesela nerede yaşıyorum ben? almanya’da olduğu kesin. peki köln’de mi? o zaman neden aylardır 4 gece üst üste kendi evimde kalmışlığım yok*? peki köln’de değilse nerede? istanbul’dan zaten yavaş yavaş kopuyorum.

tercih meselesi tabii. dediğim gibi, iyi yanları var, kötü yanları var. yaşanan tüm hayatlar gibi… ama eğer sizi bir yere, bir eve bağlayan bir neden varsa dayanılmaz olabilecek bir hayattan bahsediyorum.

* geçen hafta tüm hafta boyunca evden çalıştım. bir hafta da olsa evime verdiğim kitranın karşılığını alabildim. en çok evimde geçirdiğim haftaydı ve yine de haftada 320 km yol yaptım. sanırım en iyisini söyleyen şu mesajdı, bana dün gelen: “yollar senin sevgilin :)”

– 19.11.2012 –
teknik problemlerden dolayı bu yazıyı yayınlayamamışım. bir-iki düzeltmeyle bugün yayınlıyorum. kusura bakmayın lütfen.