ölü

Rakı içince ölülerden konuşmak icap eder. Belki rakı içerken araya giren sessizlikler daha uzun olduğu için, o sessizlikler ortama ruhani bir hava kattığı için.

–  Emrah Serbes, afili parcalar 87: 2009 yazi geri gelmeyecek, http://getir.net/ijj8

Iki insanin ölülerden konusmasi icin birinin artik nefes almiyor olmasi gerekmez. Hatta bunu konusmak icin iki kisiye de ihtiyac yoktur. Pekala kendisiyle konusabilir insan bir kac duble raki esliginde.

Ölülerden bahsetmek, insanin icinde öldürdüklerinden bahsetmek, raki sofrasinda eger 2+ kisi yoksa zaten cok genelgecer bir davranistir. O sofraya ne kadar nesesi oturmus olursaniz olun, söz dönüp dolasip bir an da olsa kendi zihninizde öldürdüklerinize, hayatinizda yoksaymak zorunda olduklariniza gelecektir. Sonrasi muamma…

Kimisi bu durumlarda yasayan ölülere telefon bile etmistir – yan etkileri de yok degil hani. Bunlar iste hep o suskunluklardan. Insanoglu bir basladi mi muhabbete, duramadigindan. Bir süre önce n kisiyle baslayan muhabbet, o sessizlik anlarinda – sayiyi 2n’e cikaran o sessizlik anlarinda – yasayan ölülere gelmistir bile. “Madem ki aniyoruz, sereflerine bir de kadeh tokusturmaliyiz” diye düsünmeye de yol acar, acmamasi mümkün degil zaten.

Ama iste, ölülerin ardindan hep iyi seyler söylemek gerekir. Aslinda rakinin sihrini de aciklayan bir tezdir bu. Iki insan ne kadar kötü ayrilmis olsalar bile o muhabbet anlarinda hep iyi anilar gelir akla. Dedik ya, bizim kültürümüzde ölünün ardindan kötü söz söylenmez. Gerekirse susulur ama asla kötü söz söylenmez.

Sonra iste, vapurlar falan…

Biterken “Neser Ertas – Zülüf Dökülmüs Yüze” caliyordu.

ardindan

her tatilde oldugu gibi, bu tatilde de zamani yetiremedim. hem zaten tatillerin tamami yetmeyen zamandan olusmaz mi? bence öyle. hangi ülkede yasiyor olursaniz olun, tatiliniz ne kadar uzun/kisa olursa olsun, bu böyle. bundan da kacis yok malesef.

iste benim tatilim de yine cok kisaydi. tipki diger tatiller gibi yani… standart tarife… her dönüsümde göremedigim icin sitem eden onlarca insan birakiyorum. buna bir yenisi daha eklendi. ama ne yapayim? olmuyor iste. söz vermemeyi ögrendim cok sükür. yoksa bu vicdan azabina bir de verilen sözlerin tutulamamis olmasinin azabi eklenecekti.

bu yilbasinda, her zamankinden farkli olarak izmir’deydim. bugüne kadar tümünde istanbul’da gecirdigim yilbaslari beni inisli cikisli yillara sokmustu. ama son zamanlarda hicbiri ekstra bir sans getirmedi. standart bir hayatla mutlu olabilen biriyseniz mutlu olacaginiz ama ekstra bir mutluluk da getirmeyen yillara acilmisti. belki bu kez izmir’de girdigim yeni yil, eksik seylerin de kaybolmasini saglar, kim bilir… umarim da öyle olur. bu yil bari hayat komple güzel olsun 🙂

ve bu kez evime döndügümde adeta dünyanin dengesi sasmis. her sey birbirine girmis, ilgilenilmesi gereken bir cok sey var. henüz tamamiyla ilgilenemedim. bakalim, kismet tabi bazi seyler.

köln’ü seviyorum bu arada. bunu karlsruhe icin hic duymadiniz/okumadiniz benden. cok umutlu baslayan karlsruhe maceram kisa sürede tüm umutlarimi tüketti. köln ise tam tersi. sehre girerken (cok geziyorum, malum) gülümsememe neden oluyor. umarim buradaki hayatimin geri kalaninda da bu durum hep devam eder.

bu arada, istanbul’da cem adrian’in yeni albümünü aldim. yorum yapmak gerekirse yorumum su olur: cok siyah. hem maddi, hem manevi olarak cok siyah! daha önceki 3 albümünü de biliyorum ve bu albüm aralarindaki tek albüm. bu adam neler yasamis, neler yasiyor da bu kafalarda, bilmiyorum.

bu yazi biraz kolaj gibi oldu. cok daginik yazdim, farkindayim. bir sonraki yazida daha derli toplu olacagim, söz.

herkese istedigi/düsledigi gibi bir yil dilerim.