[film #3] anında fotoğraflar

merhaba,

analog fotoğrafçılıkla ilgili bir başka yazıda daha birlikteyiz. bu yazıda sizlere, aslında çok da yabancı olmadığımız, ama uzun yıllardır pek kullanmadığımız ve şimdilerde hipsterların hemen hemen tekeline geçmiş olan bir yöntemden bahsedeceğim: anında fotoğraf (anglosakson kökenlilerin “instant” dedikleri).

“[film #3] anında fotoğraflar” yazısını okumaya devam et

[film #2] dikkat denen şey hepimize lazım

daha önce de bahsettiğim gibi, bir süredir eski günlere dönmüş durumdayım ve analog olarak fotoğraf çekiyorum ve çektiğim fotoğrafların banyosunu da evde gerçekleştiriyorum. bugün sizlerle başıma gelen talihsiz bir anıyı paylaşacağım.

geçenlerde parçalar halinde aldığım ve yaklaşık iki saatte kurduğum bir fotoğraf makinası edindim. bu makinayı test etmek amacıyla da bir film takıp, çekmeye başladım. yeterli derecede fotoğraf çektikten sonra, artık filmi banyo edip sonuçlara bakma zamanı gelmişti.

“[film #2] dikkat denen şey hepimize lazım” yazısını okumaya devam et

[film #1] film (henüz) ölmedi

fotoğraf çekmeyi seven bir insan olmamdan dolayı, birkaç farklı türde makina ilgi alanıma giriyor. bunlardan kendime bir süredir en yakın bulduğum ise, “filmli” veya “analog” diye tabir edilen, eski klasik makinalar. bunlar, “‘selfi’ mi ‘özçekim’ mi?” kavgasının sürdüğü günümüzde çok bulunamasa da, çok görülmüyor olsa da, aslında fotoğrafçılık konusuyla bu mefhumun biraz ilerisinde ilgilenenler için hala en azından aklın bir köşesinde bulunan fotoğraf çekme araçları.

size bugün amatör bir fotoğrafsever sıfatına sarılıp, bu konuyla ilgili – naçizane – bir kaç cümle kuracağım. amatörlüktendir ki, dediklerim yanlış olabilir. bu konuda en iyinin ben olduğuma inanmadığım gibi, alınacak çok yolum olduğunu ve çektiğim fotoğraflarım arasında kötü bir sürü fotoğraf olduğunun bilincindeyim. ancak, fotoğrafı seven diğer arkadaşlarım da dahil, çevremde pek yaygın olmayan analog fotoğraf makinalarını neden kullanılabileceği (daha doğrusu benim neden kullandığım) konusunda bir şeyler yazmanın kimseye zararı olmaz. kim bilir, belki bir gün bu yazıyı okuyan birinin aklı çelinir ve birlikte film değiştirdiğimiz bir fotoğraf gezisine çıkarız :o) .

“[film #1] film (henüz) ölmedi” yazısını okumaya devam et

Aşk Tesadüfleri Sever

Bir aşk filmi düşünün, içinde hiç sevişme sahnesi olmamasına rağmeni sevgiyi, sevişmeyi, bazı şeylerin anlamını size tüm çıplaklığıyla anlatsın. Bunun yanında da, aslında aşk kadar önemli diğer sevgileri de o kadar anımsatsın ki size, elinizdeyken kimi şeylerin kıymetini bilemediğinizi anımsatsın, alsın, eskiye döndürsün…

“Aşk Tesadüfleri Sever”, benim için böyle bir film. Az önce, şehrimdeki son seanstan çıktım ve eski sevgiler, aşklar dışında hayatın başka bir çok şeyini de sorgulattı bana. Aile hayatları, ölümler, dostluk, eski mahalle hayatı, doğru meslek seçimi, adı ne olursa olsun, beni başka diyarlara götürdü. Çok şey sorguladım içimde. Kimisine cevap buldum, kimisine bulamadım.

Bu aralar zaten çok şey sorguluyordum, üzerine yenileri de eklendi. Bakalım sonu nereye varacak.

Bir haftada “Prensesin Uykusu” ve “Aşk Tesadüfleri Sever”i izledim. İkisi birden, biraz ağır geldi. Şu ana dek yakınıyordum, “İncir Reçeli neden burada vizyona girmiyor”  diye. Ama iyi ki girmemiş. Onu da izlesem, sonu ne olurdu, kim bilir…

Sağlıcakla kalın, sevgili okuyucularım…

 

PS: “Almancı” kafası bambaşka bir kafa. Kardeşim, git Türk sosyalliğini, Alman disipliniyle birleştir… Alman andavallığını, Türk hanzoloğuyla birleştirmekte neden bu denli ısrarcısın, anlamıyorum ki?