her başkentin en güzel yanı, eve geri dönmesi değil

berlin‘e son gittiğimde, hipster denen bir kelimeden ne kadar daha bihaber olacağımı bilmiyordum. bundan hemen hemen 9 yıl önce, interrail ile ziyaret ettiğim berlin’i, geçen hafta sonu yeniden ziyaret ettim. üstelik, bu kez ne kadar da değişmiş olduğunun yüzüme vuruluşuna şahit olarak.

“her başkentin en güzel yanı, eve geri dönmesi değil” yazısını okumaya devam et

[film #3] anında fotoğraflar

merhaba,

analog fotoğrafçılıkla ilgili bir başka yazıda daha birlikteyiz. bu yazıda sizlere, aslında çok da yabancı olmadığımız, ama uzun yıllardır pek kullanmadığımız ve şimdilerde hipsterların hemen hemen tekeline geçmiş olan bir yöntemden bahsedeceğim: anında fotoğraf (anglosakson kökenlilerin “instant” dedikleri).

“[film #3] anında fotoğraflar” yazısını okumaya devam et

fotoğraf makinası seçimi

son zamanlarda artan fotoğraf makinası sayım yüzünden, her yolculuk öncesi aldığım en ciddi karar hangi fotoğraf makinasını yanıma alacağım oluyor. geri kalan kısım çok da önemli olmuyor, zira 4+ yıldır yaptığım işten dolayı devamlı yollardayım. haliyle, valiz hazırlamak, ne giyeceğime karar vermek, ve benzeri uğraşlar çok büyük meseleler olmaktan çıkmış durumdaydı kısa süre öncesine dek. ta ki filmli fotoğraf makinalarına olan ilgim artana dek.

“fotoğraf makinası seçimi” yazısını okumaya devam et

[film #1] film (henüz) ölmedi

fotoğraf çekmeyi seven bir insan olmamdan dolayı, birkaç farklı türde makina ilgi alanıma giriyor. bunlardan kendime bir süredir en yakın bulduğum ise, “filmli” veya “analog” diye tabir edilen, eski klasik makinalar. bunlar, “‘selfi’ mi ‘özçekim’ mi?” kavgasının sürdüğü günümüzde çok bulunamasa da, çok görülmüyor olsa da, aslında fotoğrafçılık konusuyla bu mefhumun biraz ilerisinde ilgilenenler için hala en azından aklın bir köşesinde bulunan fotoğraf çekme araçları.

size bugün amatör bir fotoğrafsever sıfatına sarılıp, bu konuyla ilgili – naçizane – bir kaç cümle kuracağım. amatörlüktendir ki, dediklerim yanlış olabilir. bu konuda en iyinin ben olduğuma inanmadığım gibi, alınacak çok yolum olduğunu ve çektiğim fotoğraflarım arasında kötü bir sürü fotoğraf olduğunun bilincindeyim. ancak, fotoğrafı seven diğer arkadaşlarım da dahil, çevremde pek yaygın olmayan analog fotoğraf makinalarını neden kullanılabileceği (daha doğrusu benim neden kullandığım) konusunda bir şeyler yazmanın kimseye zararı olmaz. kim bilir, belki bir gün bu yazıyı okuyan birinin aklı çelinir ve birlikte film değiştirdiğimiz bir fotoğraf gezisine çıkarız :o) .

“[film #1] film (henüz) ölmedi” yazısını okumaya devam et

yeniden

bir süredir kendi hayatimi begenmemeye basladim. artik kendim icin pek de elle tutulur seyler yapmiyormusum gibi geliyor.

Eskiden ne kadar da heyecanliydim, fotograf cekmek icin. Sokaga cikardim, fotograf cekerdim mesela. her gittigim yere yanimda makinami da götürürdüm. simdilerde sevmedigimden degil, cekecek vizyonumu kaybettigimden olsa gerek pek kullanmiyorum artik makinami. bu da canimi fena halde sikiyor. Mesela gerek yeni, gerekse eski fotograflarima bakinca eskisi kadar iyi isler cikaramadigimi farkediyorum. artik aklimda kompozisyonlar dolasmiyor, o gözle bakmiyorum dünyaya, cevreme.

bunun yaninda, denizle olan iliskimi de pratikte kestim. ama isin kötü yani, deniz yerine gölde yapilabilen dalis ve yelken sporlarindan/cevrelerinden de uzaklastim. dalis sertifikam sorunsuz ama, amatör denizci belgem burada gecerli mi, bilmiyorum. zira burasi garip bir memleket. bana ikinci kez ehliyet aldirdilar. neymis, türkiye’deki ehliyet burada gecerli degilmis. neyse, entegrasyon önemli tabi, sorgulamamak lazim.

diyecegim o ki, yeni kararim su: evet, eskisi gibi iyi imkanlar yok bir cok konuda elimde. evet, fotograf cekerken insan karlsruhe’de cok cabuk demotive olabiliyor. evet, insanlar fotograflarinin cekildiklerini görünce kizginca bakiyorlar. evet, almanya’da deniz cok az ve bu yüzden yelken ya da dalis imkanlari türkiye’dekiler kadar iyi degil. ama yine de insanlar burada bunu basarabiliyorlar. ekstra caba harcamak lazim belki, ama o caba harcaninca da sorun kalmiyor.

yeni hedefim, hayattan biraz daha keyif alabilmek icin calismak. bakalim ne kadar basarili olacagim?

Fotoğraf Bir Yazın Sanatı Olabilir Mi?

Sener Soysal diye biri var. Fotoğraflar oldukça ilgili bir “Yıldızlı”, okuyor ve yazıyor aynı zamanda. Benim gibi tıpkı. Onu tanımam Yildiz Teknik Üniversitesi Fotoğraf Kulübü e-posta grubunda oldu. Tanımam dediğim, ismiyle karşılaşmam ve bir kaç da mailini okumamdan ibaret…

…-ti. Bir süre önce cok da geç kalmış bir sekilde tanıştığım altkitap‘ta bir fotoğraf kitabı gördüm. Yazarı ise Şener Soysal idi. Tabii ki dogrudan edindim ve bugün onun kitabını okumaya başladım.

Genel olarak oldukça takdire şayan bir iş çıkarmış. o yüzden de kendi weblogumdan da tebrik etmek ve okuyan bir avuç insan da olsa, onlara bu insanı tanıtmak istedim. Ben amatör yazarları da okumak gerektiğini savunuyorum. Cogu hoşuma giden islere imza atıyor. Blogları takip etme nedenim de bu belki de. Senin-benim gibi insanlar çıkıp kendilerini yine sana-bana açıyorlar ve bunu da iyi bir dille yapıyorlar. Sokakta “Hafız dün gece şu şu hatunla acayip bir günah gecesi yaşadık” diyen adam ile PuCCa arasındaki fark da bu iste. Aynı şeyi farklı dillere anlatan iki insan.

Bu nedenle iste, Şener’in yaptığını takdir ettim(naçizane) ve ona çok özendim. Ne zamandır benim de aklımda benzer bir proje yok değil aslında ama kendime güven kısmında bocalıyorum işin.

Bu kadar girizgahin ardından, asıl soruya dönelim. Şener, kitabında bizim algıladığımız anlamdaki fotoğrafı biraz daha farklı bir boyuta taşımış ve fotoğraf altı yazılarla onları başka bir şeye dönüştürmüş. Tamam, bunu ya da böyle bir şeyi ilk yapan o değil ama aramızda bir bağ oldugundan olsa gerek beni olumlu yönde etkiledi.

Diyeceğim o ki, ben okumaktan cok keyif aldım/alıyorum. Size de tavsiye ederim.

20111212 07:34

Bento

Dün akşam kısa bir kahve molasında çektiğim iki deneysel fotoğraf var. Bunları da sizinle paylaşayım istedim.

Bento Bar Karlsruhe IBento Bar Karlsruhe II